Tuva'nın Tu'su


Tuva, Tuvart, Tuva Art, Tuva ne demek, Ön Türkçe

Ancak... Tu = doğmak Türkçe'dir, evet. Tuva da doğdu demektir, ona da evet. Fakat Kur'an'da dikkatimizi çeken Tuva'nın anlamı, bir önceki yani 'Sümerce Dilinde Tuva'nın TU'su' başlıklı yazımızda boşa düşmektedir.

Kelime kelime çeviri hatası yapan çevirmenler gibi ilerlersek, sayısız hata yapmamız elbetteki mümkündür. Üstelik de kaç zaman dilimine yayılmış çeviri söz konusu ise... Fakat TuvART olarak bu anlayıştan her zaman uzak durduğumuzu dostlarımız bilmektedir. En baştan beri yazdığım üzere Tuva, Kur'an'da Ta-Ha suresinde Kutsal Vadi anlamına geliyordu. Dolayısıyla 'dağ' ile ilgili bir şeylerin TU'da muhakkak surette olması gerekiyordu.

Zaten Kur'an'daki tamgalar, Kur'an'ın aktarılmaya başlandığı dönemde o bölgeye hakim olan dip kültürü; o kültürün dilini yani Türkçeyi bize aleni olarak fısıldıyor.

Bu noktada yine belirtmem gerekiyor ki; Kur'an'da bizi düşünmeye sevk eden tek konu dildir. Çünkü bizim konumuz dil ile başlıyor, sanat ile devam edip kültür olarak noktalanıyor. Kur'an'ın gerek yukarıdan, gerek aşağıdan gelmiş olması bizim konularımızın zerrece dahilinde dahil değildir. Yani bizi ilgilendiren en önemli kısım; o dönemden kalma bir kitabın bize ulaşması ve içindeki dildir.

O halde...

Bu kadar geniş bir coğrafda, bu kadar derin bir kültür, bu kadar geniş bir dil ile bütün bu parçaları nasıl toparlayacağız?

Hem Kazım Mirşan'a ve Sümerlere, hem de Kur'an'a aynı anda nasıl hak vereceğiz? İkisinin de yalan söylemediğinden eminiz üstelik.

Elbetteki dilin izini sürerek.

Başka yolu yok.

Tav kelimesi bugün de Altay bölgesinde 'Dağ' anlamında bir kelimedir.

Hatta ben bu kelimeyi bir şarkıda ilk duyduğumda çok sevinmiştim, işte Tuv kelimesi (Tav'ı Tuv gibi teleffuz ediyor Altaylı kardeşim) dağ demek, buldum demiştim.

Fakat yazılış olarak bir de baktım ki bu kelime tav imiş tuv değil.

Çaresiz, devam ettim iz sürmeye.

Geçtiğim merhaleleri kalem kalem anlattım önceki yazılarımda.

Şimdi burada da Altay - Alatavu, Alatava, Altatuv, Alatoto, Alataa, Altau, Aladağ kelimeleri üzerinde durmak zorundayım.

Sümer dilinin Ön Türkçe olarak ifade ettiğimiz dönemden yaklaşık olarak 35 bin yıl kadar sonra olmasını kriter olarak en başa koyarsak; Sümer dilindeki Tu'nun çok daha yakın dönem olduğunu söylemek mümkündür.

Kazım Hocamızın da Sümer yazıtlarında ve Arap yarımadasındaki çalışmalarının az olması sebebiyle bu bölgedeki Türkçe izlerin tam olarak dışında kalması da doğaldır.

Nereye mi bağlıyorum lafı?

Evet, şöyle söyliyeyim.

Al-tay başta olmak üzere Tavu, Tov, Tav, Taa, Tava kelimeleri hep aynıdır.

Kökü TU'dur.

Tu, sadece Türklere has alanlarda 'Dağ' olarak kullanılmıştır.

Sonra tav, taa, tavu, tov gibi kullanımlarla ağızlara bölünmüştür.

Ağızlara bölünün bu kelimeden Art; art kelimesinden de Aratta, Erette, Urartu, Ararat gibi kelimeler türemiştir.

Bölge yayıldıkça, ilerledikçe sondan eklemeli ekler ve yan anlamlar türemiştir.

Örneğin Al kelimesi bugün kırmızı anlamında olarak kullanılmaktadır.

Oysa ki AL kelimesi çok çok çok çok çok eski dönemlerde Yüce - Ulu - Kutlu anlamında kullanılmaktadır.

Yani Al - Tay = Kutsal Dağ demektir.

Ve bir dağın adı bölgeye isnat edilmiştir. Bu duruma Sümerce'de de rastlıyoruz.

Sümer tabletlerinde geçen Ararat kelimesi şimdiki Güney Azerbaycan'ın batısındaki dağlık bölgeye verilen addır. Bölgeyi şu şekilde tarif edebiliriz:

Urmu, Salmas, Hoy ve Negede şehirleri ve onların batısındaki yerler yani Zagros dağlarının en kuzey kesimi ile bu dağların Toros'un doğu kesimiyle birleştiği yer. Ararat kelimesi milattan önce 4 - 3 bin yıllarda Sümercede dağlık bölge için kullanılmış ve YÜKSEK YER / YÜKSEKLİK ALAN olarak çevrilmektedir. Al-Tay gibi.

Sümerlerin büyük dedelerinin Altay kökenli olduğunun çeşitli Türk olmayan bilim adamları tarafından ortaya konduğunu keza bir önceki yazımda yine belirtmiştim.

Çok zorlanıyor beyniniz biliyorum ama bütün malzemeyi sermeden, toplamam mümkün değil.

Derhal 'tiz' ve 'diz' kelimesine yer vermeliyim bu noktada.

Azerbaycan'da Dizemercan, Dizehelli, Serkendize adlarında köylerin bulunması da bir alt konudur. Tiz - diz - dize = tepe / lik demektir.

Bu kelime yerini daha sonra tepe'ye bıraksa da yine de özel adlarda, özellikle köy adlarında varlığını bugün de sürdürmektedir.

Yani DİL OLGUSUNU aslında dünya insanları olarak pek bilmiyoruz.

Tüm dünya dil bilimcilerinin böyle bir sefil durumla yüz yüze olduğunu söylemek zorundayım.

Keza T harfinin önce AT tamgası olarak sonra Ta olması, TU olması, sonra ek alması ve Tingir /tengri / tanrı olması sanıldığı gibi akşamsan sabah olan işler değildir.

Dolayısıyla biz de Türk DİLİni aslında bilmiyoruz.

Türkçenin merhalelerini kavrayamıyoruz. Hep aklımızda üç beş günlük mesafeler, katmanlar...

Oysaki bir dilin merhalelerinin yaklaşık olarak 4 ve 5 bin yıl kadar bir zamanda hafif hafif değiştiğini düşünürsek, Türkçe'deki bu merhale geçişlerinin aralığı sebebiyle Türkçe'nin macerasının öyle 40 - 50 bin yıl filan olmadığını büyük bir rahatlıkla söyleyebiliriz.

Yani ben diyorum en az 1 milyon yıl, siz deyin 2 milyon; ortada buluşalım 3 milyon yıl kadar bir zaman tasavvur edebiliyorsanız zihninizde o zaman buna inanın ki böyle bir zaman dilimi Türkçe'nin evreleri için mümkündür.

Arap Yarımadasındaki Türkçe'nin hele hele Sümerlerin kullandığı Türkçe'den bile eski halinin olması ise akla zarar bir durumdur.

Düşünebiliyor musunuz?

Sümerler, bugün en popüler kavmimizin adı.

Yazıyla, dille, sanatla, matematikle, astroniyle, mimariyle, tarımcılıkla, şehircilikle efsaneler yaratmış olan kavmimiz o bölgeye gitmeden çok çok çok çok önce birileri oralarda ve Türkçe'nin primitif dönem halini kullanıyor.

Sümerler de zaten parmağını ıslatıp rüzgara tutup, şuraya bir göç edelim bakalım ne olacak diyerek kalkıp bir maceraya atılmadı sanırım.

Olsun ki büyük amcası, olsun ki efsanevi dedesi o bölgelerdeydi ki, oraların gidilip şehir kurulabilecek yerleri bilinerek gelinip yerleşme hali olması akla yatkın olan ihtimal değil midir?

Yoksa gerçekten Türklerin, amaaan çok sıkıldım burada haydi kalkıp şöyle bir dolaşalım diyerek kitlesel bir hareketle şuraya buraya gittiklerine mi inanacağız?

Aslına bakarsanız şimdiye kadar inandırıldık, bugünden sonra da inanmaya devam edebiliriz elbette. Ama ben işlerin böyle yürüdüğünü düşünmüyorum.

Üstelik elimde dil gibi, sanat gibi, kültür gibi muazzam bir de ölçü birimi var.

Ne yani atladım eşeğime, atıma; kalktım geldim buraya çöm dedim ve kaldım burada gibi bir anlayışla yurt edinilmesi gerçekten çok mu inandırıcı?

Buna kim inanır?

Keza Yemen'deki tabletlerin tamamının Türkçe yazılmış olması da işin bir diğer yüzüdür.

Daha da önemlisi Yemen kralının makam adının Tu(v)ba olması da tesadüflerden biri diyelim haydi!

Ona tesadüf, buna tesadüf, şuna yorum, buna yorum; o zorlama fikir, bu yakıştırma diyelim dolanalım.

Peki o halde soruyorum, cevap verilsin:

Tu kelimesi hangi dildendir ve anlamı nedir?

1 milyon yılı geçtim 10 bin yıl önce Arapça'da dağ ne demektir?

10 bin yıl önce Farsça'da dağ ne demektir?

10 bin yıl önce İbranice'de doğmak ne demektir?

10 bin yıl önce dağlık alana bütün bu dillerde ne deniyordu?

Bütün bu adı geçen dillerde bu kelimenin türeyişleri nasıldır?

Bana belge getirsinler.

Belgeyle birlikte bilgi getirsinler.